SULUBOYA
Kağıt veya benzeri emici satıh üzerinde tabaka yapmayan su ve sulu boya çeşitleriyle yapılan bir tekniktir.
Suluboya tekniği, hızlı düşünmeyi, hızlı hareket etmeyi, güçlü duyumu, sabırlı ve titiz çalışmayı isteyen, hata kabul etmeyen, oldukça zor bir tekniktir. Hata kabul etmemesi suluboyanın zorluğunu arttırır. Suluboyayı diğer boyalardan ayıran en önemli özellik, onun saydamlığıdır ve zor olan da bu saydamlığı sağlamaktır. Satıh üzerine sürülen renkler üst üste geldiğinde iyi kontrol edilmezse, suluboyada makbul olan şeffaflık bozulabilir ve kirlenmeler başlar. Kirlenen sahalar yıkanarak emici kağıtla temizlenebilirse de böyle bir çalışma sulu boya tekniğinde ustalık ister.
Tekniğin kendisinin olduğu kadar uygulandığı kağıttan dolayı da suluboya genellikle hakim olunması güç bir teknik olarak bilinir. Her ne kadar dayanıklılık konusunda yağlıboya ile rekabet edemese de suluboya dayanıklı ve seçkin bir tarihe ve geleceğe sahiptir.
TARİHÇESİ
Suluboyanın bu heyecan verici macerası günümüzden 33.000 yıl önce mağara duvarlarında başlamıştır. Üç amatör mağaracı ilk kez 1994 yılında güneybatı Fransa’nın Ardéche bölgesindeki bir mağarada, mağara duvarlarına suluboya ile yapılmış öküz, ayı ve rengeyiği resimleriyle karşılaşmışlardır.
Pigmentlerin arap zamkıyla ezilmesinden elde edilen ve suyla karıştırılarak kullanılan suluboyanın önce renk yelpazesi gelişmiş, daha sonra suluboya 4.yüzyılda sırasıyla ağaç kabuğundan yapılmış kağıt, ipek kağıt ve pirinç tabanlı bir başka tür kağıtla tanışmıştır.
İran, Hindistan, Japonya ve Çin’den sonra dünyanın her yanında suluboya eserler verilmiştir. Avrupa’da Botticelli’den (1470), Vinci’ye (1497), Albrecht Durer’den (1503), Cezanne’a, Turner’a, John Sell Cotman’a dünyanın en ünlü ressamları suluboyanın sihirli yansımalarına gönül vermişlerdir. Türklerde minyatürcülerle gelişen suluboya, Tanzimat Dönemi’nde Hoca Ali Rıza, Osman Hamdi gibi ressamlarımızla ölümsüzleşmiştir.
Gerçek suluboyanın en erken tek renkli örnekleri 17. yy’da kahverengi kurum boya (Bistre) yada daha açık Sepya’yla renklendirilmiş mürekkep kalem çizimlerde görülür. Claude Lorrain ve Rembrandt bu yöntemi kullanarak üstün ışık etkileri yaratmışlardır. Çok renkli suluboyanın ilk kez 15.yy’da Dürer ve Van Dyck tarafından kullanılmasına karşın bu alandaki en önemli gelişmeler 18.yy’ın sonuyla 19.yy’ın başında İngiltere’de olmuştur. Tek renkli suluboyadan esinlenilerek gerçekleştirilen ve daha çok kent görünümleriyle arkeolojik alanları belgeleyen bu resimlerde (Topografik Resim) çok renkliliğe geçiş henüz tümüyle sağlanmamıştır. Bu dönemde William Pars (1742-82) ve Francis Towne (1739/40-1816) gibi çizim ustaları özellikle İtalya’ya yaptıkları gezilerde çok sayıda kent görünümü yapmışlardır. Gene aynı yıllarda J. R. Cozens’in dağ görünümlerini betimlediği şiirsel manzaralarının ardından Thomas Girtin (1775-1802) tek renkli suluboya resimlere başka renkler de ekleyerek çok renkliliğe geçişi sağlamıştır. Bu tekniği geliştiren J.M.W.Turner bir süre birlikte çalıştığı Girtin’den büyük ölçüde etkilenmiştir. Suluboyanın sunduğu yeni olanakları Constable, Romantizm anlayışı içinde kullanarak suluboya resme yepyeni bir nitelik kazandırmıştır. 19.yy başlarında önce paletlerini zenginleştiren sanatçılar bundan sonra da konularını genişletmeye başlamış, Cox ve Cotman manzaralar; Bonington figürlü manzaralar; Samuel Prout ise (1793-1852) figürlü mimari görünümler yapmışlardır. 20.yy’da Wilson Philip Steer (1890-1942), Graham Vivian Sutherland (1903-80) ve P.Nash, İngiliz suluboya geleneğini sürdürmüşler. Öte yandan, Avrupa’da oldukça az ve ender kullanılan suluboya, Yeni-İzlenimcilik’le birlikte kısa bir süre yaygınlık kazanmış, Cezanne Signac ve Dunoyer De Segonzac’la Dufy bu tekniği denemişlerdir.
SULUBOYA TEKNİĞİNİN DETAYLARI
Palet/Gode:
Suluboya tekniğinde boyaların karıştırılabilmesi ve istenilen sulandırmanın yapılabilmesi için palet ve gode kullanılır. Tablet sulu boya kaplarının kapları da bu işi görür.
Satıh (Zemin):
Suluboya yapılacak satıh, sonucun iyi olması için önemlidir. Satıhın emiciliği, gerili olup olmaması, dokusu, kuru veya nemli olması, gibi nedenler boyanın yapacağı lekeyi etkileyebileceğinden, suluboya yapan kişinin deneyimi ve gözlemleri ile ne tür bir leke elde edeceğini araştırması gerekir.
Gerçek sulu boya kağıdının üç çeşidi vardır.
• Sıcak preslenmiş
• Soğuk preslenmiş
• Kaba preslenmiş kağıtlardır.
Tek renkle yapılan suluboya türüne Lavi adı verilir. Bu teknikte boya suyla az veya çok karıştırılarak değişik tonlar elde edilir. Tek renk kullanılan kağıtlar sert bir zemin üzerine ıslatılarak yapıştırılmalıdır. Süngerle veya fırçayla nemlendirilen kağıt genişleme yaptığında sert zemin üzerine bantlarla yapıştırılıp kurumaya bırakılır. Kuruyan kağıt küçülerek gerginleşir. Bu kağıt üzerinde isteğe göre; nemliyken veya kuruyken, ya da kuruyan yerler tekrar nemlendirilerek çalışılır. Resim bittiğinde kuruyan kağıt keskin bir uçla kesilerek çıkartılır.
Kağıtta istenen gerilmeyi sağlayan hazır suluboya blokları da vardır. Kenarlarından zamkla birbirine ve en altta sert bir mukavvaya yapıştırılmış bu bloklar çalışma için büyük kolaylıklar sağlar.
Kullanılan kağıtların nitelikleri suluboya resmin kalitesini etkiler. İnce ve kaba pürüzlü kağıtlarda değişik etkiler elde edileceğinden suluboya kağıdının yapılacak resme göre seçilmesi gerekir. Kağıt suluboya yaparken kullanılan malzemeler arasında en dayanıklısı ve aslında resmin ömrünü belirleyen malzeme olduğundan seçimi de çok önemlidir. Suluboya kağıdının en önemli dokuz özelliği şunlardır:
• Işığı yansıtır
• Resme bir zemin tonu verir
• Fırçaya ve göze bir zemin dokusu sağlar
• Belli bir miktar suyu emer
• Islatıldığında gerginliğini korur
• Boyayı iyi tutabilir
• Fırça darbesinden veya yapıştırıcıdan zarar görmez
• Kuruduğunda esnekliğini korur, boyutları değişmez
• Zaman içinde gerginliğini ve rengini kaybetmez
Çocuğun yaşı küçüldükçe kağıt boyutu büyümelidir. Yaşla kağıt ölçüsü ters orantılıdır. Ana okulundaki çocuklara mümkün olduğunca büyük kağıtlar verilmelidir. Çocukların kas gelişimleri göz önünde tutulmalıdır. Kağıt olarak da ambalaj kağıdı kullanılmalıdır. Ölçü olarak 50cmx35cm den küçük ambalaj kağıdı kullanılmamalıdır. Çalışma sırasında kağıt yatay bir şekilde tutulmalıdır. Aksi halde boyalar akar ve karışır.
Kağıdın Gerilmesi:
üzerine suluboya ile resim yapılacak kağıdı ıslattığımız zaman buruşmasını önlemek için germek lazımdır. Bu iş söyle yapılır; Önce kağıdın iki uzun kenarından birer santim eninde bir parça arkadan öne doğru kıvrılıp katlanır. Sonra kağıdın arkası yaş bir süngerle düzgün şekilde ıslatılır. Öne kıvrılan kenarları kuvvetli bir zamk ve mesela dekstrin sürülür ve bu kenarlar resim tahtasının, yahut da altlık olarak kullanılan çerçevenin dış yanlarına bastırılıp yapıştırılır. Yapıştırırken kağıdı, üzerinde hiç buruşukluk kalmayacak şekilde germeliyiz. Bundan sonra kağıdın geri kalan iki yanı da aynı şekilde yapıştırılır. Bunları yapıştırmadan önce kağıdın yüzü gene süngerle bir kere daha ıslatılırsa kağıt daha fazla genişler ve daha çok gerilir. Yalnız, bu ıslatma ve germe işinde ifrata varmamak ve kağıdı yumuşayıp yırtılacak derecede ıslatmamak lazımdır.
Kırda, açık havada resim yapmağa gidileceği zaman resim tahtasını ve buna benzer ağır şeyleri götürmek güçtür. Bu iş için taşınması kolay daha hafif malzeme lazımdır. En çok kullanılanı, bir veya iki tarafına kağıtlar yapıştırılmış resim bloklarıdır. Fakat bunda da şuna dikkat gerekir, ki gideceğimiz yerde çeşit büyüklükte resimler yapmak istiyorsak, yanımızda ona göre çeşit boyda kağıtları bulunan birkaç blok götürmeliyiz. Yanımızda birden fazla blok bulundurmanın bir faydası da şudur: ikinci bir resme başlamak istersek mutlaka birinci resmin bitmesini beklemek icap etmez. Blokların, boyu 40×45 cm den fazla değildir. Üzerlerindeki kağıtlar da her zaman çalışmağa hazır ve gergin bir durumdadır. Blok yerine, üzerine kağıt gerilemiş tahta çerçeveler de götürülebilir. Fakat bunlar blok kadar kullanışlı değildirler. Bu çeşit bloklar hazır satıldığı gibi, kendimiz de yapabiliriz. Yolculukta yükten çekinmeyen ve seyahatleri esnasında bir sürü taslaktan ziyade bitirilmiş resimler yapmak isteyenler için başka bir imkan daha vardır: Sağlamca bir mukavvanın üzerine istendiği kadar resim kağıdı yapıştırıp kendi kendine bir resim bloğu yapmak (bu kağıtların hepsi bir boyda olacak ve yalnız dış yanlarından tutkallanıp yapıştırılacaktır). Bu mukavvanın kıvrılmasını önlemek için arka tarafına istenilen renkte ayrıca bir kağıt daha yapıştırmak faydalı olur.
Fırça:
Suluboya resimde boya kadar önemi olan bir şey de fırçadır. Sulu boya fırçası yaglıboya resimde kullanılan fırça gibi yassı ve sert değil, uzun ve yumuşak (esnek) kıllı, yuvarlak ve sivri uçludur. Numarası büyüdükçe kalınlaşır. Her resimde kullanılacak fırçanın büyüklüğü, resim yapılacak kağıdın büyüklüğüne bağlıdır. Bununla beraber çok küçük ve incecik bir fırça kullanmamalıdır. Çünkü o zaman resimde kendiliğinden çocukça bir boyama tarzı hakim olur. Geniş satıhları boyamak için siyah kıldan yapılmış nikel bilezikli, yassı fırçalar kullanılabilir. İki uçlu fırçalar da iyi iş görürler. Bu çeşit fırçalar bir sapın iki ucuna takılmış birer fırçadan ibarettir. Uçlardan biri daha kalın, ötekisi daha incedir, ince uç daha ziyade şekilleri belirtmeğe yarayan renk ve gölgeleri vurmağa, kalın uç ta renk değişikliklerini işletmeğe yani renkleri yaymağa veya sürülmüş bir rengin fazlasını alıp silmeğe yarar. Kenar çizgilerini çizmeğe, resmin içinde çizgiye ait teferruatı işlemeğe ve bilhassa kapatıcı boyalarla parlak ışıklı yerleri belirtmeğe en elverişli fırça zerdeva tüyünden yapılmış ince uçlu suluboya fırçasıdır. Yalnız, bu fırçalar biraz pahalıdır. Bunun için bunlardan bir tane satın alınacağı zaman fırçayı bir bardak su içinde ıslatıp uçunu denemek lazımdır. İyi bir fırçanın ucu bir tek kıldan ibaret değildir, bütün kıllar uca doğru muntazam bir yuvarlaklıkla incelir (fırçalar yapılırken kösele taşına tutularak uçları sivriltilir). İyi bir fırça ıslandığı zaman ucu yarılmaz, kılları hep bir araya toplanır. Bilhassa iyi cins bir fırça, satın alınacağı zaman bu noktayı göz önünde tutmalıdır. Kuğu tüyü üzerine ipek sarılıp yapılan fırçalar da oldukça değerindir. Aynı şekilde bilhassa İngilizlerin kullandığı, deve tüyünden veya su samuru kıllarından yapılma fırçalar da iyi ve kıymetli fırçalardır. Küçük boyda resimler için sert kıllı fırçalar kullanmak iyi değildir. Fakat büyük boyda suluboya resimlerde bu türlü fırçalar, boyaların kötü Şekilde akıp karışmasını önlemek ve ışıklı yerleri açıp belirtmek hususunda kolaylıklar sağlar. Sert kıllı fırçalar, yağlı boyada olduğu gibi, umumiyetle guaş tekniğiyle çalışıldığı zaman işe yarar.
Resim yapmağa yarayan alet ve vasıtaları gayet temiz tutmak ve çok dikkatle kullanmak lazımdır. Bu, hem masrafı önlemek, hem de çalışmayı kolaylaştırmak bakımından lüzumludur. Üzerinde boyaların eritilip karıştırıldığı palet her zaman gayet temiz bulunmalıdır. Resmi yapıp bitirdikten sonra paletin üzerinde hiç boya bırakmamalıdır. Çünkü o zaman palette kalan boya artıkları kurur ve başka bir resim için boya hazırlanırken bu artıklar hiç istenmeyecek bir şekilde işe karışır, renkleri bulandırıp bozarlar. Fırçanın kıllarını su içinde tutmamalıdır, ucu bir dalla düzelmeyecek şekilde eğrilebilir. Ancak çalışma bittikten sonra fırçayı yıkamalı, bir sünger ve kurutma kağıdı ile iyice kurulayıp kutudaki yerine veya muhafazasına koyulmalıdır. Fırçayı boya kutusuna koymaktansa hususi bir mahfaza içinde saklamak daha iyidir. Çünkü kutuda, bulunduğu zaman kıllarının yanlara çarpıp sürünmesini önlemek hemen hemen imkansızdır.
Boya:
Suluboya tipleri genellikle çeşitli tabletler biçiminde veya tüp içinde krem halindedir. Kağıt üzerine sürülmüş yoğun renklerden oluşan sulu boyalar pastel veya kalem boya şeklinde kağıda çizilip fırçayla sulandırılarak dağıtılan tipleri de vardır. Bu boyaların şeffaf (transparent) aguarel ve şeffaf olmayan (opak) tempera tipleri bulunmaktadır. Suluboyada beyaz renk genellikle kullanılmaz. Kağıdın beyazlığı beyaz rengin görevini görür. Sürülen renk; su çok boya az olursa şeffaflık çoğalacağından beyazlık çoğalır.
Piyasada satılan suluboya çeşitleri ana okulu çocukları için zararlı olduğundan bunları kollanmamak gerekir. Bunun yerine şişe guaj boyalar sulandırılarak kullanılabilir ya da suluboya hazırlanabilir. Hazırlanan bu boyalar çocuklara boyalar büyük kaplar içerisinde verilmelidir. Basit bir şekilde suluboya yapımı şöyledir:
Tarif No:1
1 Bardak çamaşır kolası
1 Bardak su
2 Bardak sıcak su
1 kahve kaşığı zehirsiz badana boyası
Kola soğuk suda eritilir ve kaynamakta olan sıcak suya eklenir. Karıştırılarak pişirilir. Koyulaşınca ateşten alınır ve boya eklenir.
Tarif No:2
1 kg toprak boyası
Yeteri kadar sıcak su
Nişasta kolası
10 damla gliserin
Toz sabun
Malzemeler karıştırılarak bir bulamaç haline getirilir. Parlaklık vermek için 10 damla gliserin, kağıdın yumuşaklılığını kaybetmemesi için de bir tutam toz sabun atılır.
Resim altlığı:
Çalışma sırasında resim kağıdı, bir altlık üzerine tespit edilir. Altlık, resim yapacağımız kağıdın ölçüsünden biraz büyük, taşınması kolay, sert ve düzgün malzemeden olmalıdır. Bu malzeme tahtadan olabileceği gibi, çok kalın mukavva, duralit veya sunta da olabilir. Resim kağıdı altlık üzerine kıskaç yada yapışkan bantlarla dört köşesinden iyice tutturulmalıdır.
Su kabı:
Sulu boya resim çalışmalarında renklerin canlı ve şeffaf kalması için bol, temiz su kullanmalıdır. Birinde fırçayı yıkamak, diğerinde boyayı sulandırmak için iki su kabı gereklidir. Su kaplarının yarım litreye yakın su alacak büyüklükte ve ağzının geniş olmasına dikkat edilmelidir. Temiz konserve kutuları, plastikten yapılmış çeşitli kaplar ve kavanozlar bu ihtiyacımızı karşılayabilir.
Sünger:
Çalışmaya başlamadan önce kağıdı ıslatmak, resim üzerinde ki fazla su ve boyaları almak için sünger kullanılır. Yanlışlıkla sürülen renkleri, tamamen olmasa, bile ıslak süngerle silerek düzeltmek mümkündür.
Kurutma Kağıdı:
Resmin üzerinde fazla kalan boyaları kaldırmak ve süngerle birlikte fırçayı kurulamak kullanmak üzere bir parça beyaz kurutma kağıdı da lazımıdır.
İskemle:
Kırda, açık havada resim yaparken üzerine oturup çalışmak için bir de taşınabilir iskemle lazımdır. Bu maksat için üç ve dört ayaklı olmak üzere iki çeşit iskemle yapılmıştır. Her ikisi de açılıp kapanır. Üç ayaklısı, düz olmayan arızide kolayca oturtulabilmek bakımından ötekinden kullanışlıdır. Fakat rahatlık bakımından bilhassa kadınlar için dört ayaklı iskemle tavsiyeye değer.
Dayangaç:
Küçük boyda resimler yaparken hiç lüzumu yoktur. Fakat büyük boyda kağıtların üzerine resim yapıldığı ve resme uzaktan bakarak çalışılmak istendiği, zaman, fırça tutan eli dayamak için bir de dayangaç lazımdır. Bu, 65-70 cm uzunluğunda, cetvele benzer bir tahta parçasıdır. Bir ucuna, (T) cetvelinde olduğu gibi, dik bir tahta, parçası tespit edilmiştir. Bu parça, üzerine kağıt serilmiş olan tahta veya çerçevenin üst kenarına takılır ve çalışıldığı zaman dayangacın öteki ucu istenildiği gibi aşağı, yukarı kaldırırken, burası bir menteşe işini görür.
Sehpa:
Ayakta durarak resim yaptığımız zaman kağıdımızı üzerine koyup çakışacak bir şey lazımdır. Evde çalıştığımız zaman bir masa, bir sandalye veya buna benzer bir şey bu işi pekala görür. Fakat kırda ayakta çalışabilmek için bir sehpa ister. Bloğu veya resim kağıdını sehpanın üzerine dik veya meyilli değil, ufkî olarak koymalıyız. Böyle yapılmazsa boyalar akar.
Şemsiye:
Açık havada. resim yapmanın zor taraflarından birisi de güneşe karşı alınacak durumdur. Resim kağıdı üzerine güneş vurduğu zaman çalışmak güçtür. Her zaman gölgesine sığınacak bir ev veya ağaç bulunmaz. Bunun için açıkta resim yaparken gölgemiz daima resim yaptığımız kağıdın üzerine vuracak şekilde durmalıyız. Taşımak için biraz yük olmakla beraber, bu maksatla yanımızda bir de şemsiye götürmemiz çok faydalı olur. Bu şemsiyenin sapı biraz uzunca olmalı ve toprağa dikebilmek için de ucu sivri bulunmalıdır. Şemsiyenin bezi hafif, kurşunî veya rengi solmaz bir kumaştan otursa daha iyidir. Şemsiyeyi taşıyan çubuğun üst kısmında, istenildiği zaman şemsiyeyi sağa, sola eğebilecek bir tertibat bulunursa çok daha mükemmel olur.
Burada, açık havada resim yapan herkesin her zaman gözüne çarpan bir şeyi tekrar etmeden geçmeyelim: Açık havada yapılan bir resim, havası loşça, kapalı bir yere getirildiği zaman oldukça farklı görünür. Renkler daha koyu imiş gibi bir tesir bırakır. Bundan başka, dışarıda, açık havada göze çarpan renklilik, renk parlaklığı içeride bir parça soluklaşmış görünür. Buraya kadar saydığımız bütün bu resim araçlarını, kırda resim yapmaya giderken hep birlikte taşımak için, omuza veya arkaya asılabilen bir torba veya çanta kullanmak faydalı olur.
SULUBOYADA ÇALIŞMA TARZLARI
Üst üste Boyama, İlkelde Boyama:
Resim alanında, makul bir çalışma yolu ortaya koymak için, geçen yüzyılın sonlarından beri uğraşanlar olmuştur. Bu uğraşmalar yağlıboya resim üzerinde önemli etkilerde bulunduğu gibi, suluboya üzerinde de tesirin; göstermekten uzak kalmamıştır. Suluboya resimde eskiden renkler üst üste birkaç tabaka halinde sürülürdü: Önce açık renkler ve sonra daha koyuları “Üst üste boyama (Untermalung’)”. Bugün daha ziyade tercih edilen çalışma tarzı ise bunun aksinedir: İlk önce koyu renkler ve gölge tonları ile resme başlanır ve renkler mümkün mertebe, olduğu gibi, bütün kuvvetleri ve canlılıkları ile kullanılır. Yani istenilen her renk mümkün mertebe bir fırçada ve bir vuruşta sürülmeye çalışılır, “İlkelde boyama (Primamalerei)”.
Ayni zamanda en kuvvetli tezatlar belirtilir ve resmedilen konu böylece mümkün olduğu kadar canlı bir şekilde ortaya konur. Sertliği gidermek ve resmin bütününün ahengini sağlamak için de ara yerde ikinci derecedeki tonlar kullanılır. Bu usulün tercih edilen tarafı, renklerin doğrudan doğruya, mümkün mertebe, olduğu gibi kullandırması ve tazeliklerini bozmamasıdır.
E. E. Schlatter tarafından yapılan ve bu kitabın baş tarafında bulunan (III) numaralı renkli resim bu yeni çalışma tarzı hakkında bize bir fikir verebilir. Bu resimde ağaçların ve yapıların kuvvetli gölgeleri, koyuluklarına rağmen gene de bir renklilik taşımaktadır. Bu etki, renklerin üst üste vurulmasıyla değil, kullanılan rengin kendi mutlak tonu ile ve bir fırçada kağıda sürülmesiyle elde edilmiştir. Bu resimde maviye çalar donuk morlar, kırmızı kahverengi tonlar ve kurşunî yeşiller nasıl ortaya konmuşsa; havanın, suyun ve arazinin şeffaf sarımtırak sıcak tonları, ağaçların ve çalıların sarı yeşil ışıkları, uzaktaki dağların dumanlı maviliği de aynı şekilde belirtilmiştir. Resmin renklilik ve parlaklığında, daha ileride gene göreceğimiz gibi, kağıdın kendi beyazlığının da büyük rolü vardır ki, bu hal suluboya resmi yağlıboyadan ayıran başlıca özelliklerden birisidir.
Bu yoldaki çalışmalarda da resim tipik renk tezatları ile meydana getirilir. Resme başlarken ilk önce ve çok kere hafif bir mavi renkle başlanır. Bu kurşuniye çalar nötr mavi, gölgelere ve donuk renkli yerleri sürülür. Bu mavi ile birlikle hafif bir sarı da vurulur. Dört parçalı resmin birincisinde bunu da görmek mümkündür. Bu mavi ile sarıdan sonra yavaş yavaş diğer renklere ve daha koyu tonlara geçilir. Sonradan vurulan renkleri tabiatıyla ilk sürülenlerin üstüne vurulur. Böylece rengin kuvveti biraz azalırsa da ton değeri artar.
Daha başlangıçta suluboyanın bu türlü çalışma özelliklerinden bahsetmemizden maksat, suluboya resim ve suluboya resim tekniği hakkında tam bir fikir vermek içindir. Çünkü doğru ve makul bir teknikle çalışmak, her zaman için faydalıdır. Yukarıda sözü geçen renkli resimler ayrı ayrı gözden geçirilirse, bunlardaki renklerin ve tonların büyük bir şeffaflık taşıdıkları görülür. Renklerin bu şekilde şeffaflığını kaybetmeden kullanmak, suluboyanın başlıca özelliklerinden biridir. Beyaz zemin üzerine vurulan mavilerin üstün parlaklığı ve canlılığı, yağlıboya resimde gelenek halinde bulunan bir kaideye uymaktadır. Yağlıboyada eskiden tempera ile birlikte çalışılırdı: Resim önce tempera ile boyanır, sonra üstüne yağlıboya vurularak tamamlanırdı. Bu usul, gerek eskiden beri sanat eserlerinin ortaya konmasında sanatkarlarca denenmiş bir usul olmasından ve gerekse yağsız bir tabaka üstüne yağlı bir tabaka sürmek suretiyle resme daha büyük bir dayanıklılık vermesinden dolayı son zamanlarda yeniden kullanılmaya başlanmıştır. Tempera ile yağlıboyanın birlikte kullanılması iyi sonuçlar verdiği halde, guaşla suluboyanın bir arada kullanılmasının maddi olduğu kadar manevî bakımdan da pek faydası yoktur.
SULU BOYA İLE ALIŞTIRMALAR
Sulu boya çalışmalarına bazı alıştırmalar yaptıktan sonra başlamak çok yerinde olur. Çünkü sulu boya resimde başarılı olabilmek için, kullanılan araç ve gereçlerin özelliklerini bilmeliyiz.
Suluboya tekniğiyle çalışmak istediğimiz bir konunun, sert bir kalemle önemli noktaları önemli maslar, başlıca ağırlıklar ve temel çizgiler çizilir. Bundan sonra hafif bir süngerle kağıt hafifçe ıslatılır. Suluboyanın kağıda iyice yapışabilmesi ve suluboya renklerinin alanın her yerinde aynı dağıtılabilmesi için kağıt ıslatılır. Eğer suluboyayı kuru kağıtta çalışırsak sulu vuruşlar kağıt üzerinde sınırlanacak ve tahditlenecek, yer yer kıyıya doğru çekilen boyalar hiç de güzel görünmeyen renkli boya birikintileri ve çizgiler meydana getirecektir. Bu özellikler suluboyada renk üzerine renk sürmenin zorluklarını meydana çıkarıyor. Kenarlar üzerinde ayrı fırça vuruşlarıyla boyamak gerekecektir. Önceden de değindiğimiz üzere de suluboya tekniğinin özelliği olarak beyaz kullanmamak gerekir.
Çalışmada tutulacak prensip; öncelikle konunun verdiği koyu olmasını dilediğimiz kısımlardan başlanmalıdır. Bu kısımlar hafifçe çektikten ve kuruduktan sonra, aydınlık kısımları boyayarak, daha sonra da yarım aydınlık kısımların boyanmasıyla resim bitirilir. Resim tamamlandıktan sonra gözümüzde noksanlık hissi yaratan kısımlar bulunabilir. Burada son bitirme işlemi olarak bazı çizgilerin ve detayların şiddetlendirilmesi gerekir. Bu en son rotüşler yapılırken bitmiş ve boyanmış olan kısımları, masları değiştirmemek lazımdır. Eğer bitmiş kısımlar (maslar) üzerinde oynayacak veya değiştirecek olursak resim kirlenir ve aradığımız şeffaflığı kaybeder.
Suluboya resim, çabuk not alma tekniklerinden birisidir. Fakat tatminkar ve mecnun edici bir sonuç için, hiç şüphesiz çok pratik ve tecrübe yapmaya ihtiyaç vardır.
Ana okulu dönemindeki çocuklar ise bir masal anlatarak, bir müzik parçası söyleterek, dinleterek çalışmaya yöneltilir. Ya da çocuğun istediği şeyleri yapmasına olanak sağlanır. Her öğrenciye boyaların nasıl kullanılacağını, fırçanın nasıl temizleneceğini öğretmek gerekir. Fırçayı temizlemeden başka bir renge karıştırmamaları hususu alışkanlık oluşturuncaya dek çocuklar uyarılır.
KAYNAKLAR
• Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi, Yem Yayınevi, C.3, s.1709, İstanbul, 1997
• NOCICHER, Ferdinand, Suluboya Resim ve Suluboya ile Resim Yapma, M.E.Basımevi, Çeviren: Hulûsi Gölkıyı, s.21,22,23,24,25, İstanbul, 1961
• KILIÇKAN, Hüseyin, KILIÇKAN, Hayrettin, Okullarda Resim, Taç Yayınevi, s.84, İstanbul, 1992
• http://turkresimsanati.sitemynet.com
• http://www.watercolor-online.com
Popularity: 1% [?]
